9 Mayıs 2013 Perşembe


HZ. İSA (AS)'IN İLAH OLDUĞUNA İNANANLARIN CENNETE GİDECEKLERİ YANILGISI

Gerçek İman Sahipleri Zorluklarla Denenirler

Şu an dünyada üçleme inancını savunan pek çok Hristiyan, hiçbir tereddüt olmaksızın, kesin olarak cennete gidecekleri gibi bir fikre inanmaktadırlar. Bu yanlış inanca göre, cenneti hak etmek için (haşa) Hz. İsa (as)'ın ilah olduğuna inanmak yeterlidir. Elbette ki bu hatalı düşünce gerçek İsevilikte yer almayan, Kilise'nin sonradan belirlediği inançlardan biridir. Ancak Kilise'nin yaptırımları ve baskısı nedeniyle Hristiyanlar bu hatalı inanca kesin olarak uymaları gerektiğini düşünmektedirler. Hristiyanlar bu şekilde, Hz. İsa (as)'ın bütün günahların kefareti için çarmıha gerildiğine, papalar ve papazların günahları bağışlayabildiklerine inanırlar. Bütün bunların kendilerini kurtardığı ve mutlaka cennete gidecekleri yanılgısına kapılırlar. Söz konusu Hristiyanlara göre ahirette bir ceza olacaksa, bu sadece Hz. İsa (as)'ı ilah olarak tanımayanlar içindir. (Allah'ı tenzih ederiz)

Aşağıdaki açıklamalarımız, bu derin yanılgının içine düşmüş olan Hristiyanlara yöneliktir. Bu inançtaki Hristiyan kardeşlerimize şu soruları yöneltiyoruz:

-O zaman imtihan niye vardır? Neden insanlar denenmektedir?
-Neden zorluklar, felaketler, ateizm, komünizm, sevgisizlik, katliamlar, savaşlar, depremler, kasırgalar, ölümler yaratılmaktadır?
-Neden haramlar ve helaller vardır?
-İyilik ve kötülük neye göredir?
-Dünyanın amacı, yemek yiyip oturmak ve "Hz. İsa (as) ilahtır" deyip ölümü beklemek midir?
-Allah rızası için gayret etmek, zorluk çekmek, nefsi ezmek, güçlüklere, hastalıklara ve felaketlere sabretmek bu inançta nerededir?
-Cennete gitmek madem bu kadar kolay, o zaman vefa, fedakarlık, hakkından feragat, ince düşünce, dostluk, korumacılık gibi güzel vasıfları uygulamanın gereği nedir?
-Ateizm, dinsizlik, komünizm gibi son derece tehlikeli akımlarla mücadele bu inançta nerededir?
-Böyle bir inançta ibadetler var mıdır?
-Böyle bir inançta Allah rızasını kazanmak için çaba göstermek var mıdır?

Elbette ki Allah böyle bir din yaratmaz.

Yeryüzündeki yaratılışın bir sebebi, Allah'ın bir kanunu vardır. Yüce Allah bu sebebi bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

İncil'de de Hristiyanların sürekli bir ümit içinde, gayret etmeleri gerektiği bildirilmektedir:
Ümidinizden doğan tam güvenceye kavuşmanız için her birinizin sona dek aynı gayreti göstermesini arzu ediyoruz. Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabırla miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz. (İbranilere Mektup, 6:11-12)

Öyleyse sevgili kardeşlerim... kurtuluşunuzu sonuca götürmek için daha çok gayret edin. (Pavlus'tan Filipililere Mektup, 2:12)

İşte bu nedenle her türlü gayreti göstererek imanınıza erdemi, erdeminize bilgiyi, bilginize özdenetimi, özdenetiminize sebat gücünü, sebat gücünüze Allah yoluna bağlılığı, bu bağlılığınıza kardeşseverliği, kardeşseverliğinize sevgiyi katın. (Petrus'un 2. Mektubu 1:5-7)

"Allah'ın Egemenliği'ne [cennete], birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir" diyorlardı. (Elçilerin İşleri, 14:22)

Yaratılış amacımız imtihan olmaktır. Bu imtihan, Allah için yaşayan insanlarla, iman etmeyenleri birbirinden ayırt edecektir. Ayette belirtildiği şekilde davranış ve amel bakımından her kişi imtihana tabi tutulacak ve bu imtihanı geçen cenneti kazanacaktır.

İncil'de de dünyadaki zorlukların hikmeti şöyle haber verilmiştir:

Bakın bu acılar, Allah'ın isteğiyle çektiğiniz bu acılar [Allah'ın imtihanı olarak karşılaştığınız zorluklar] sizde ne büyük ciddiyet, arınmak için ne büyük istek yarattı!... (Pavlus'tan Korintlilere 2. Mektup, 7:11)

Dünyadaki imtihan zorludur. İşte bu nedenle peygamberler sürekli olarak zorluk yaşamışlardır. Bu yüzden ölümle tehdit edilmiş, yurtlarından sürülmüş, haksız yere hapsedilmişlerdir. Allah rızası için tebliğ yapan, Allah'ın varlığını anlatan, şu an dünyayı sarmış bütün dinsiz akımlara karşı cephe alan her kişi benzer zorlukların içine girer. Allah'a iman eden, O'nun gücünü, büyüklüğünü anlatan herkes o imtihanın zorluklarını yaşar. Böylelikle, Allah'a karşı samimiyetini göstermiş olur. Zorluklara rağmen Allah'ı sevmek, zorluklara rağmen ibadetleri yerine getirmekte kararlı olmak bir insanı gerçek dindar yapar. Allah'a karşı samimiyet ve sevgi, bu zorluklara karşı gösterilen sebat ve kararlılıkla kanıtlanır. Dolayısıyla iman için ölçü, Allah için zorluklara göğüs germek, ortam ve şartlar ne olursa olsun ibadetten ödün vermemek ve dünya için değil, Allah için yaşamaktır.

Allah için yaşayan bir insan bu dünyada rahat etme peşinde değildir. Tam tersine başına zorluklar geleceğini bilir. Güçlükler ve imtihanlarla deneneceğinin farkındadır. Allah'a karşı samimiyetini böyle göstereceğine inanmıştır. Bu, Allah'ın Kuran'da açıkça bildirdiği bir gerçektir:

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

Hz. İsa (as), bir peygamber ve tebliğci olması sebebiyle, Allah'a iman etmeye davet ettiği için zorluklarla karşılaşmıştır. Bu gerçek de bize İncil'de birçok pasajda haber verilir:
O an Ruh, İsa'yı çöle gönderdi. İsa çölde kaldığı kırk gün boyunca şeytan tarafından denendi. Yabanıl hayvanlar arasındaydı, melekler ona hizmet ediyordu. (Markos, 1: 12-13)

Ne var ki, adam çıkıp gitti, olayla ilgili haberi her tarafa yayıp duyurmaya başladı. Öyle ki, İsa artık hiçbir kente açıkça giremez oldu. Ancak dışarıda, ıssız yerlerde kalıyordu. Ve halk her yerden ona akın ediyordu. (Markos, 1: 45)

İsa bundan sonra eve gitti. Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, İsa'yla öğrencileri yemek bile yiyemediler. Yakınları bunu duyunca, "Aklını kaçırmış" diyerek onu almaya geldiler. Yeruşalim'den gelen din bilginleri ise, "Baalzevul onun içine girmiş" ve "Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor" diyorlardı. (Markos, 3: 20-22)

Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?" Ve gücenip onu reddettiler. İsa da onlara, "Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez" dedi. (Markos, 6: 3-4)

"İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da onu ölüm cezasına çarptıracak ve öteki uluslara teslim edecekler. Onunla alay edecek... (Markos, 10: 33-34)

Fısıh ve Mayasız Ekmek Bayramı'na iki gün kalmıştı. Başkâhinlerle din bilginleri İsa'yı hileyle tutuklayıp öldürmenin bir yolunu arıyorlardı. "Bayramda olmasın, yoksa halk arasında kargaşalık çıkar" diyorlardı. (Markos, 14: 1-2)

Başkâhinler ve Yüksek Kurul'un öteki üyeleri, İsa'yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. Birçok kişi ona karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı. (Markos, 14: 55-56)

İsa onların kötü niyetlerini bildiğinden, "Ey ikiyüzlüler!" dedi. "Beni neden deniyorsunuz? (Matta, 22: 18-19)

Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar. İsa'yı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. (Matta 26: 3-4)

İncil'de aynı zamanda, Allah için zorluklara göğüs geren havarilerin durumu da anlatılmaktadır:
"Size doğrusunu söyleyeyim" dedi İsa, "[Allah rızası için] benim ve Müjde'nin [Allah'ın emirlerinin] uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur. Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak." (Markos, 10:29-31)

[Hz. İsa (as):] "[Allah rızası için] benim adım uğruna evlerini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakan herkes, bunların yüz katını elde edecek ve sonsuz yaşamı miras alacak. Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak." (Matta, 19:29-30)

Bunun için, Allah'ın isteği uyarınca acı çekenler, iyilik ederek canlarını güvenilir Yaradan'a emanet etsinler. (Petrus'un 1. Mektubu, 4:19)

[Hz. İsa (as):] "Ama siz kendinize dikkat edin! İnsanlar sizi mahkemelere verecek... [ve] dövecekler. Benden ötürü [Allah rızası için bana uyduğunuzdan ötürü] valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara tanıklık edeceksiniz. Ne var ki, önce Müjde'nin [Allah'ın emirlerinin] bütün uluslara duyurulması gerekir. Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, 'Ne söyleyeceğiz?' diye önceden kaygılanmayın. O anda size ne vahyolunursa onu söyleyin. Çünkü konuşan siz değil, Allah olacak. Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babalarına başkaldırıp onları öldürtecek. Benim adımdan ötürü [Allah rızası için bana uyduğunuzdan ötürü] herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar sebat gösteren kurtulacaktır." (Markos, 13:9-13)

Ama bütün bu olaylardan önce sizi yakalayıp zulmedecekler. Sizi... zindanlara atacaklar. Benim adımdan ötürü kralların, valilerin önüne çıkarılacaksınız... Anne babanız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek ve bazılarınızı öldürtecekler. Benim adımdan ötürü [Allah rızası için bana uyduğunuzdan ötürü] herkes sizden nefret edecek. Ne var ki, başınızdaki saçlardan bir tel bile yok olmayacaktır. Sebat göstermekle canlarınızı kazanacaksınız." (Luka, 21:12-19)

... O gün Yeruşalim'deki kiliseye karşı dehşetli bir baskı dönemi başladı... Saul ise iman edenler topluluğunu kırıp geçirmeye başladı. Ev ev dolaşarak, kadın-erkek demeden iman edenleri dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu. Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Allah sözünü müjdeliyorlardı. (Elçilerin İşleri, 8:1-4)

... [Peygamberler] iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar... Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip [ahirette] daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere sabrettiler. Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. (İbranilere Mektup, 11:33-38)

[Hz. İsa (as):] "Bunları size, sendeleyip düşmeyesiniz diye söyledim... Evet, öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Allah'a hizmet ettiğini sanacak. Bunları, Allah'ı ve beni tanımadıkları için yapacaklar. Bunları size şimdiden bildiriyorum. Öyle ki, saati gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız..." (Yuhanna, 16:1-4)

İncil'in ve Kuran'ın bize bildirdiği şudur: İman edenler, sırf iman ettikleri, Allah yolundan gittikleri ve tebliğ yaptıkları için;

l öldürülmektedirler
l sürgün edilmektedirler
l incitici sözler işitmektedirler
l mahkemelere çıkarılmaktadırlar
l hapsedilmektedirler
l dövülmekte, işkenceye uğratılmaktadırlar
l kamçılanmakta, zincire vurulmaktadırlar
l yalancı şahitler tarafından suçlanmaktadırlar
l yoksulluk içinde yaşamaktadırlar
l delilikle suçlanmaktadırlar
l aileleri tarafından reddedilmekte, hatta aileleri tarafından öldürülmektedirler
l dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında yaşamaktadırlar
l nefret edilmektedirler
l acı çekmektedirler

Bunlar, İncil'e göre gerçek mümin vasıflarıdır. Peygamberler ve samimi iman edenler böyle yaşamışlardır. İmtihan olmuş, zorluk çekmişlerdir. Bunlar, yalnızca Allah'a iman ettikleri ve dinden taviz vermedikleri için başlarına gelmiştir. Demek ki gerçek mümin, Allah adına zorluklara göğüs geren ve imtihanı çetin olan insandır.

Biz bütün peygamberleri bu yüzden severiz. Havarileri ve sahabeleri bu yüzden severiz. Onlar imandaki derinliklerini, Allah sevgilerini, Allah rızası için yaşamayı ve dünyayı değil ahireti istediklerini göstermişlerdir. Onlar işte bu sebeple cennetin en güzel köşklerinde rızıklanmaktadırlar.

Gerçek iman budur. Bu, Allah'ın üç İlahi kitapta da bildirmiş olduğu ve peygamberlerin hayatlarıyla kanıtlanmış bir gerçektir. Gerçek iman, evde oturup yalnızca Allah'ı sevdiğini söylemek değildir. Allah'ı sevdiğini iddia edenlerin, imanın gerçek mahiyetini bilmeleri gerekmektedir.

"Hz. İsa (as)'ın İlah Olduğuna İnanırsanız, Cennete Gidersiniz" Mantığı Büyük Bir Tehlikedir

Şu anda Evanjeliklerin ve diğer üçlemeyi savunan Hristiyan mezheplerinden büyük bir bölümünün ahiret anlayışı son derece hatalıdır. Böyle bir inançta Allah için ilmi mücadeleye ihtiyaç yoktur. Ateizm, Darwinizm ve komünizm gibi dinsiz akımlarla mücadeleye gerek yoktur. Böyle bir inançta ibadete de gerek yoktur. Kişi zaten kendi inancına göre Allah'ın rızasını çoktan kazandığını düşünür. Haftada bir kere kiliseye gitmesi yeterlidir. Kimisi bunu bile gerekli görmemektedir. Böyle bir inançta Allah adına güçlük çekmek diye bir kavram yoktur. Söz konusu kişi zaten güçlükle karşılaşacağı ortamlara ve konulara girmez. Böyle bir ortamda insanın nefsi ile çatışan, nefsini ezmesi ve eğitmesi gereken, Allah için fedakarlık yapmasını gerektiren, Allah'a karşı sabır, vefa, kararlılık ve azim gibi temel iman özelliklerini göstermesi gereken hemen hiçbir olay yoktur. Kişi, dünyada dünyayı yaşar; nefsine, ailesine, yaşamına ters gelen hiçbir şeyle karşılaşmaz; zulüm yapsa da, günaha girse de cennetlik olduğunu düşünür. Çünkü Hz. İsa (as)'ın ilah olduğuna inanıyordur. Böyle bir din anlayışında da bu yeterli görülür.

Burada elbette bir kısım Hristiyanları ayrı tutmak gerekir. Tabi ki tüm Hristiyanlar bu inançta değildir. Bu tanım, üçleme iddiasını savunan ve yanlış bir cennet anlayışına sahip olan birtakım Hristiyanlara yöneliktir.

Böylesine yanlış bir din anlayışında adalet sistemi yoktur. Zulüm yapan ile Allah için iyilik yapan arasında bir ayrım bulunmaz. Çünkü insanlar arasındaki tek ayrım üçleme inancını kabul edip etmemek üzerinedir. Bir insan hayatı boyunca Allah için çile çekse, iyilik yapsa, tüm yaşamı Allah adına fedakarlıklarla geçse bile üçlemeyi reddettiği anda, bu inanca göre cehenneme gidecektir.

Samimi Hristiyan kardeşlerimize çağrımız şudur:

Her hak dine zaman içinde bidatler dahil edilmiştir. Her hak dini bozmaya çalışmış çeşitli odaklar olmuştur. Hristiyanlığa da söz konusu bidatleri dahil edenler, gerçek dindarlar değildir. Dolayısıyla bunlara körü körüne uymak sonunda ciddi bir pişmanlığı getirebilir. Samimi Hıristiyanlar da doğru olan yolu, Allah'ı tanıyarak; hak olan İncil sözlerine uyarak; vicdanlarına, akıllarına ve imanlarına başvurarak bulmalıdırlar.

Dindar olmak için Allah korkusu gerekir. Allah sevgisinden kaynaklanan derin Allah korkusu ile ibadetler zevkle ve tavizsiz yapılır, zorluklara güzel bir sabırla sabredilir, yaşanan her an Allah için yaşanır. Dindar olan kişinin hayatı değişir. Gerçek dindar, Allah ile beraber yaşar. İşte bu nedenle hayatı insanların çoğunluğundan farklıdır. Elbette dindar bir kişi de dünya nimetlerinden en güzel şekilde faydalanır, fakat dünyadan beklentisi yoktur. Zorluklar, çetin olaylar, felaketler onu üzmez; çünkü iyilikler gibi her zorluğun da Allah'tan geldiğini bilir. Zorluklara daha fazla şükreder, zorluklarla daha fazla güçlenir. Bu gerçek İncil'de de şöyle bildirilmiştir:

Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın. Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır. Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, kamil kişiler olmanızı sağlasın. (Yakup'un Mektubu, 1:2-4)

Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Allah'ın gücüyle korunuyorsunuz. Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız... size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir. Mesih'i görmemiş olsanız da [Allah rızası için] onu seviyorsunuz. Şu anda onu görmediğiniz halde ona [Allah'ın bir Peygamberi olarak] iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz. Çünkü imanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşuna erişiyorsunuz. (Petrus'un 1. Mektubu, 1:5-9)

Allah'ı seven bir insan işte bu yüzden Allah için her an her şeyi yapabilecek güçtedir. Allah sevgisinde azim, kararlılık, sebat ve güzel ahlak vardır. Allah sevgisi, fedakarlık gerektirir. Dolayısıyla cenneti hak etmek çaba ister. Allah'ı razı etmek; Allah için yaşamak, imtihana sebat göstermek ve gerektiğinde dünyevi her şeyden, başta can ve maldan Allah için feragat etmek ile mümkün olur.

"Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki [ahiretteki] ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan Peygamberlere de böyle zulmettiler." (Matta, 5:11-12)

Hristiyan, Musevi ya da Müslüman olsun, ahirette mahzun olmayacak olanlar; Allah'a Bir ve Tek olarak iman edenler ve salih amellerde bulunanlardır. Kuran ayetlerinde bu gerçek bildirilmiştir:
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 62)

Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Maide Suresi, 69)

Eğer samimi Hristiyanlar, üçleme inancının getirdiği anlayışa uyarak, haşa Hz. İsa (as)'ın ilah olduğuna inanmanın kendilerine cennet kapılarını açacağına inanmaya devam ederlerse, bu onlara sonsuz ahiret hayatlarında hiç beklemedikleri bir pişmanlık getirebilir. İşte bu nedenle üçleme yanılgısı içindeki Hıristiyanlar, bu kitap boyunca belirtilen uyarıları dikkate almalı, Allah'ın gerçek dindarlar için belirlediği iman şartlarını ve razı olduğu hayat şeklini gözden geçirmeli ve gerçek imanın nasıl olması gerektiğini mutlaka anlamaya çalışmalıdırlar. Elbette gerçek imanın en büyük şartı, kitabın başında da belirtmiş olduğumuz gibi, TEK OLAN ALLAH'A iman etmektir.

Şunu hatırlatmak gerekir:Burada yapılan hatırlatma, yalnızca Hristiyan kardeşlerimizin iyiliği içindir. Böyle bir hatırlatma görülebileceği gibi başka kimsenin menfaatine değildir. Herkes ahirette kendi yaptıklarından sorumludur. Fakat Kuran'da Müslümanlar üzerine yüklenen "iyiliği emretme ve kötülükten menetme" emri gereği burada bu hatırlatmaların yapılması bir ibadettir.

Bu kitapta bazı Hristiyan kardeşlerimiz belki de hayatlarında hiç duymadıkları gerçekleri okumaktadırlar. Hz. İsa (as) zuhur ettiğinde, o mübarek peygamberimiz de Hristiyan kardeşlerimize içine düştükleri bu büyük yanılgıları, Hıristiyanlığın içine dahil edilen bidatleri anlatacaktır. Çünkü bütün bunlar, İncil'i ve Tevrat'ı tasdik etmek ve tamamlamak üzere gönderilmiş ve dolayısıyla Hristiyanların da, Musevilerin de kutsal kitabı olan Kuran'da yazmaktadır. Bu kitapta birçok örnekle de gösterdiğimiz gibi, Kuran ayetleri ile mutabık olan pek çok İncil pasajı da bunları doğrulamaktadır. Dolayısıyla Hristiyan kardeşlerimiz, akla ve vicdana uygun olanı yapmalıdırlar. Bu değerli dönemi ciddi bir çaba harcayarak, dünyada zulmün, kargaşanın, acıların ve zorlukların yerine barış, kardeşlik ve sevginin yerleşmesi için çalışarak geçirmelidirler. Ahirette güzel bir karşılığı ancak bu şekilde alabileceklerini de unutmamalıdırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder